Babylon Berlin – I. Sezon İnceleme

Eğer siz de benim gibi Almanya ile ilgili yapımların büyük bir çoğunluğunun II. Dünya Savaşı ile ilgili olmasından sıkıldıysanız sıkı tutunun. Çünkü Babylon Berlin tarih sevmeyene tarih, polisiye sevmeyene polisiye ve psikoloji sevmeyene psikoloji sevdirecek muazzam senaryosuyla bizi I. Dünya Savaşı sonrası Weimar Cumhuriyet’i Berlin’ine götürüyor. 1929 Berlin’indeki gece hayatından yeraltı mafyasına, porno sektöründen psikanalitik çözümlemelere, çelik sanayi ve ordu ilişkisinden 1 Mayıs olaylarına uzanan bir yolculukta alttan alta dönemin sosyoekonomik koşulları ve sosyolojik alt yapısı işleniyor.

Başlarken belirtmekte fayda var, Babylon Berlin dizisi 40 milyon euroluk bütçesiyle İngilizce dışında bir dilde yapılan en pahalı proje ve aynı zamanda devlet – özel sektör ortak yapımı. Ayrıca yönetmeni Tom Tykwer’ı ‘Koş Lala Koş’ ve ‘Koku’ filmlerinden tanıyor olmanız muhtemel. Dizi ise gerek çekimi gerek senaryosu gerekse hakim olduğu renklerle kara film unsurlarından yararlanarak Neo-noir temasıyla izleyiciye neşeli sahnelerde bile o buhranı ve sıkışmışlığı yaşatıyor.

Alexanderplatz – Rothe Rathaus

Almanya için I. Dünya Savaşını bitiren Versay Antlaşmasının üstüne 1929 yılında Amerika’da dünyanın en büyük ekonomik krizi olan Büyük Buhran’ın patlaması ile Alman halkı ezim ezim ezilmeye başlamıştır. Antlaşma gereği silahsızlaştırılmanın yarattığı aşağılanma ile Alman ordusunda sesler yükselmeye ve yüksek rütbeliler hareketlenmeye başlamış ve sosyal-demokrat bir yapıya sahip olan Weimar Cumhuriyet’ine karşı ‘Siyah Ordu’ oluşturulmuştur. Versay’ın ağır koşullarına karşı Alman halkının milliyetçi duygularınının perçinlenmesine açlık, fakirlik ve işsizliğin kol gezdiği Berlin sokakları da tuz biber olmuştur. Nazilerin ayak sesleri gelmeye başlamıştır ve bu sesin halkta karşılık bulmasının çok uzak bir gelecekte olmayacağı açıktır. Komünistlere ve Yahudilere karşı nefret hem halkta hem de devlette karşılığını bulmaya çoktan başlamıştır bile.

Bir yandan dizide de söylendiği gibi Stalin Troçki taraftarları tarafından ‘devrimin mezarcısı’ olarak adlandırılmış ve Troçki muhalif hareketlerde bulunduğu için İstanbul’a sürülmüştür. Troçkistler ise Almanya’ya kaçmışlardır fakat Alman komünistlerinden çok fazla taraftar çekememişlerdir. Yine de ülkelerinde bir karşı devrim yapmaya niyetlidirler. İstanbul Büyükada’da sürgünde olan liderleri Troçki’ye kaynak sağlamak adına Moskova’dan Berlin’e gelen bir trene içi altın dolu olduğu düşünülen bir vagon eklemişlerdir. Planladıkları, vagonun Berlin’den İstanbul’a gitmesiyken o vagonun etrafında adeta bir kurtlar sofrası kurulur. Bir yanda Troçkistlerin Berlin’deki liderini ele veren sevgilisinin ilginç bir sermayedar ile olan ilişkisi, diğer yanda trenin kimyasal silah ile dolu diğer vagonlarını ‘Siyah Ordu’ için getiren ve bunu ilk kez yapmadığı belli olan sermayedarın ordu ile gerilimleri ve diğer bir yanda elbette yeraltı dünyasına hakim ve şehrin gerçek lideri olan mafya.

Tüm bu olayların ortasında ise hayatları bir anda birbirine giren iki ana karakter var. Biri Köln’den Berlin’e siyasi figürlerin porno içerikli filmlerini bulmak için adeta sürülen, I. Dünya Savaşı’ndan sonra fiziksel olmasa da mental olarak hasarlı bir şekilde yaşamına devam eden ve ilk sezon boyunca birçok beceriksizliğe imza atan güçlü erkek karakter Gereon Rath. Diğeri ise ‘Flapper’ tarzına sahip yani o dönemin kadınlarının yaşamına karşı durarak kısa etek giyen, kısa saçlı, caz müzik dinlemekten keyif alan, cinsel özgürlüğe sahip hatta seks işçiliği yapan ve dizi boyunca kahverengi uzun paltosu ve yeşil şapkası ile sürekli bir köşeden fırlayan güçlü kadın karakter Charlotte Ritte.

Psikolojinin ve tekniklerinin henüz dünyada karşılık bulmadığı bu dönemde ise dizide ‘Kriegsneurosen’ diye tanımlanan ve bugünlerde PTSD yani Travma Sonrası Stres Bozukluğunun bütün belirtilerini I. Dünya Savaşı’nda cephe savaşında çarpışmış Gereon’da görüyoruz. Fakat PTSD o dönemde birçok insanda gözükmesine rağmen fiziksel olarak hasar görmüş gazilerin yanında bu insanlar ‘korkak’ ve ‘sidikli’ olarak görülüyor ve aşağılanıyor. Dolayısıyla Gereon’u dizi boyunca bu rahatsızlığını saklıyorken ve sürekli semptomları bastırmak için uyuşturucu kullanırken görüyoruz. Gereon’un gerginliğini, travmalarını ve flashbacklerini iliklerimize kadar hissediyoruz. Diğer bir yandan ise Charlotte, ailesi ve yaşamı ile Alman insanının o dönemdeki içler acısı halini gözler önüne seriyor. Gündüz belediye binasında sekreterlik işlerinde çalışırken geceleri seks işçiliği yaptığını gördüğümüz Charlotte’ye içimiz kan ağlasa da dizi boyunca herkese ilaç gibi gelmesi bir tık neşelendiriyor. Gereon ve Charlotte’nin hikayesi ise bir cinayetin peşinden kayıt dışı koşmaya başladıklarında kesişiyor ve ikisinin ilişkisi tüm karakterler ile sarmal halini alıyor.

Dizide karakterler ‘kurgusal ve gerçek dışı’ şeklinde özelliklere – özellikle polisiye dizilerinde gördüğümüz gibi – sahip olmaktansa hatalar yapan, bembeyaz yanları olmasına rağmen kapkara yanlara da sahip olarak, yani hayatın tam içinden bireyler olarak yansıtılıyor. Bu da her an üzülmenizi veya kızmanızı mümkün kılıyor. Ayrıca senaryonun bence en güçlü yanlarından biri ise önem arz etmediğini düşündüğünüz küçük karakterlerin bile derinliklerinin yansıtılması. Ayrıntıları ince ince, hiç acele etmeden, anda kalarak ve o sahnenin tadını çıkarmanızı isteyerek size veriyor adeta.

Dizinin en çarpıcı özelliği ise cinselliğe ayırdığı zaman ve tanıdığı yelpaze diyebiliriz aslında. Özellikle devlet – özel sektör yapımı olduğunu düşündüğümüzde dönemin siyasi figürlerinin, her ne kadar kurgu da olsa, BDSM zevklerinin tüm açıklığıyla yansıtılmasından tutun da yeraltı eğlence mekanlarında trans sanatçıların sahne almasına kadar birçok şaşırtıcı ayrıntı mevcut. Çünkü bugün yeraltı gece hayatı denildiğinde dünyada ilk akla gelen yerlerden birinin Berlin olması ve yaklaşık yüzyıl önce bu tarz eğlence anlayışının ve cinsel özgürlüğün orada hayat bulabiliyor olması da altı defalarca çizilmiş değerli bir nokta. Yazının girişinde de belirttiğim gibi dizi karanlığını sürekli içimizde yaşatıyor fakat beklemediğimiz anlarda gelen dans sahneleri ve yeraltı hayatının o ışıltılı ve çok renkli eğlencesi bile bizi ekran başında heyecanlandırmaya ve orada olma hissi ile doldurmaya yetiyor.

Son olarak yazıyı yazmak için bilmediğim bazı başlıkları ve dönemsel bilgileri araştırırken denk geldiğim bir noktayı paylaşmak istiyorum. Dizi aslında (benim cahilliğim de olabilir tabii) Volker Kutscher’in Islak Balık – Gereon Rath’ın İlk Vaka’sı kitabından uyarlanmış. Kitabı daha önceden keşfetmiş olsaydım kesinlikle okur ve buraya dahil ederdim fakat şimdilik hem diziyi izlemiş hem kitabı okumuş kişilerin yorumlarını aktaracağım. Normal şartlarda dizi/film senaryosuna dönüştürülen kitapların ağır yaralar alarak beyaz perdeye yansıtıldığını biliyoruz fakat bu sefer ilginçtir ki tam tersi olmuş. Senaristler kitapta verilen ayrıntıları daha derinlikli işleyerek bize o dönemi yansıtmaya çalışmış ve nitekim bunu çok iyi de başarmışlar.

Umuyorum yazıyı okuduktan sonra birinci sezona başlar ve izlersiniz çünkü ikinci sezon incelemesinde spoiler vermeme amacı gütmeyeceğim için açıkça yazmak istiyorum tüm düşündüklerimi. Birinci sezonu izlerken olaylar karmaşık gelebilir ve bazı noktalarda kopabilirsiniz fakat emin olun ki tüm sezon (harika bir akışa ve ayrıntılara sahip olsa da) ikinci sezondan keyif almanız için ön bilgi vermek adına planlanmış. İkinci sezon için ise şimdiye kadar izlediğim en iyi dizi sezonlarından biri demekten hiç çekinmem. Babylon Berlin’i açın, arkanıza yaslanın ve bana güvenin. İkinci sezonda görüşmek üzere. Keyifli izlemeler diliyorum ve ilk yazımı noktalarken, aynı zamanda hepinize hoş geldiniz diyorum. Lütfen diziyi izledikten sonra yorumlarınızı bana iletin. Mesajlarınızı bekliyorum 🙂

Ayrıca merak edenler için:

Kitap: Volker KutscherIslak Balık – Gereon Rath’ın İlk Vaka’sı

Dizi: BluTV – Babylon Berlin

1 Comment Babylon Berlin – I. Sezon İnceleme

  1. mert 29 November 2020 at 07:02

    savaş sonrası dönemler savaş dönemlerinden daha ilgi çekici geliyor. harika bir inceleme olmuş, teşekkürler. kesinlikle izleyeceğim

    Reply

Leave A Comment

Your email address will not be published.