Ölüler Ülkesinin Başkenti

Şehrin griliğiyle gökyüzünün griliğinin birbirine karıştığı şehirlerde insanların bulanıklığı daha az göze çarpar. Siyahın açıldığını beyazın kapandığını zamanla görürsünüz. Gökkuşağı ortaya çıkmasın diye yağmurla güneş art arda çıkmaz bu şehirlerde. Sokak duvarları şiir sözleriyle değil acılarla doludur. İnsanlar bu yüzden eve dönerken daha dikkatlidir zira akılları başka yere kayarsa farklı bir mahallede bulabilirler kendilerini, farklı acılarda.

Kaldırım taşları ve belediye başkanları daha mutludur bu şehirlerde. Çünkü etrafları bok götürse bile her yeri onlar süsler ve kendi renklerinde olmayanları kabul etmez şehrin akustiği. Sonbahar, tam olarak buralara aittir.

Yağmurların yağışı, toprak kokusunun etrafa yayılışı ve göz bebeklerinin bile griye döndüğü o sisli sabahlar. İşte tam böyle bir sabahta defnettik babamı. Tamı tamına 1 saat 17 dakika sürdü yeryüzünden silinmesi. Babam düşünmemiş elveda derken bile nefes almaya, arkasında bir intihar mektubu bırakmayı. İlkokul üçten terk kendisi lakin hiçbir hastalığı yokken kullanmayı akıl etmiş ötenazi hakkını. İşte bazen bir tavana bağlanan bir ip hayatından koparabiliyormuş senin var olmana sebep olan şeyleri böyle kolayca.

Tamı tamına 31 bin iki yüz yetmiş bir lira on dokuz kuruş tuttu babamın hayatı. Yani kredi borcumuz. Ölümleri yaprak dökümü gibi yaşayan en yakın arkadaşım omzumdan sıkıp hiçbir şey demeyeli tamı tamına 37 gün oldu. Ve omzumu sıktığı yerdeyim bugün. Kar yağıyor. Mezar taşları kar tutmazmış, onu anlayabildim saatlerdir. Bir de ölüler kartopu oynamazmış, bunu anlayabildim. Ölümün olduğu yerde ağızları bıçak açmazmış. Omzundan bir el sıkar ve gözler dökermiş dilini.

Hava siyahlığa biraz daha yaklaştırırken kendini, terk etmeye karar verdim ölüler ülkesinin başkentini. Karlar üzerinde gri ayak izleri bırakarak. Ama bugün 39 numara. Çünkü griydi hayatını ezilmekle geçirmiş babamın işçi ayakları.

İlk yayın tarihi: 14 KASIM 2016 PAZARTESİ

Leave A Comment

Your email address will not be published.