Kurşuni

Ağzımda mermi tadı,

Burnumda barut kokusu,

Gözlerim kapalı.

Top koşturuyor şehrin çocukları,

Daracık sokaklarında şehrin,

Eski kovanlardan kale direkleri,

Hakem ise korkuları.

Birbirine yakın duvarları kevgir,

Geçirir gibi endişelerini içinden,

Annelerinin ve babalarının.

Kerpiç ve gökyüzünü birleştiren,

Güneşin sızdığı bir aralıktan,

Rengarenk bir kadın geçiyor habercisi gibi baharın,

Bir yudumla kaçak çayla dağılıyor,

Bir amcanın tütününün dumanı,

Esnafı et dağlıyor sokak ortasında,

Han, konak, kadayıf ve ömrü kısa iki kadeh şarap,

Aynı sokağın iki yanı,

Rafları gibi eski hamamların.

Ya mevsimlerden sonbahar ya da kurşun ağırlığı,

Gözlerinde koskoca bir halkın.

Bir yanda Dağ bir yanda Urfa bir yanda Mardin kapı,

Sur hissediliyor arkasında,

Her köşe başında nöbet tutan

Ağır zırhlı bir aracın,

Ve bir şehrin midesi bulanıyor,

Öğürtüsüyle kara tabutlarının. 

Oturup soluklanıyor barış,

İskemlesinde savaşın,

Kafasına dikerken buz gibi reyhanı,

Zeval geliyor gencecik Elçisine,

Altında minarenin dört ayağının.

Delip geçiyor içimi,

Sokağın karşı tarafından gelen dengbejlerin haykırışı,

Ve yere düşüyor yan tarafındaki bir bahçede,

Tablosu Şahmeran’ın.

Duyulmuyor sesleri zulmün bağırtısından,

Surp Sarkis’in, Mar Peytun’un, Meryem Ana’nın,

Yaşamasına izin verilmiyor,

Kendilerinden olmayanların,

Bir diktatör ömrü kadar,

Burçlar arasındaki yedi kardeşin tutsaklığı.

Her nefesinde boğazına basıyor,

Her fırsatta tüylerini yoluyor çift başlı kartalın,

Ölümde hayat bulmuş devlet denen yapı,

Ve gözlerini kapıyor insanlarının,

Ve gözlerini kapıyor insanları,

On gözü birden kapanıyor Dicle Irmağı’nın.

Ağzımda mermi tadı,

Burnumda barut kokusu,

Gözlerim kapalı.

Tahir Elçi anısına…

Leave A Comment

Your email address will not be published.