İnsanat Bahçesi

Kadın göğsünün tanrıdan daha kutsal olduğu yüzyılların kaçıncısındayız bilmiyorum. Yeni hayata başlama hevesiyle eskisini kaybetme korkusunun verdiği kanlı bir savaşın ortasında zırhını kaybetmiş bir savaşçıyım. Sokağa çıkarken ölüm korkusunun o kanlı meydandan daha güçlü olduğu bir savaşçı.

Sokağımda görmeye alışık olduğum sol taraftaki evsiz yatağını caddenin diğer tarafına taşınmış. Herhalde  bugünlerde yatağın ters tarafından kalkma lüksünü yaşamaya özenmiş olmalı. Dünyanın çıkmış tüm çivilerinin oluşturduğu bir eve sığınmalı aslında, ağzı torba olmayan insanların yaptığı. Belki o zaman tineri bırakır. Biz de hiçbir şeyi büzmeyiz.

Gökkuşağından leyleklerin ve kürk giymiş tilkilerin birbirlerini yeme hikayelerinin arasında bulunduğum zaman dilimlerinde etrafın en soluk, en kasvetli ve en karartıcı rengi gibi hissediyorum kendimi. Yoldan geçen cafcaflı, gökkuşağına boyanmış her arabanın bir parça bulutumuzu sildiği bu puslu yeryüzünde dallarına güzel gözükmesi için parlak lambalar asılmış bir meşe ağacı kadar çirkinim.


Soruların aslında cevapları duymak için değil kendi cevabını söylemek için oluşturulduklarını öğrendiğimden beri ‘içtenlik’ ile alıp veremediğim meselenin ne olduğunu anlıyorum. Çocukluğumun çizgi filmlerinde süpürgeyle yakalanan hayaletlerin girdiği o çöp torbalarının içinden kendi hikayemi yakalıyorum. Hangi ölünün dirilmiş haliyim ya da neden öldüm bilmiyorum ama sanırım herkesin görüp inkar ettiği şeylerin tozlu raflara ya da çöp torbalarına kaldırılma sebeplerini anlıyorum. En iyi hayaletler bilirmiş hayatta kalmanın yaşamak anlamına gelmediğini.

Bir bülbül denizin üstünden geçen köprünün altına yapıyor doğacak yavrusu için yuvasını. Bir bülbül kuşu ne kadar iğrenebilir ufacık gözleriyle baktığı birkaç yıllık küçücük dünyasından? Bilinçsizce, insanların pisliğinden, şehrin gürültüsünden, duyguların kaypaklığından… İçgüdüsel olarak terk ediyor kanatlarının yelken açtığı enginlikleri. Gemileri ilk terk edenlerin kaptanları olduğu aklıma geliyor o an.


5-6 yaşlarında mülteci bir çocuktan aldığım bir şişe suyu içerken birkaç damla döktüğüm gömleğimi, alıp seriyorum terk ettiği topraklarının üstüne o çocuğun. Bomba seslerinin minarelerden beş vakit duyulan seslerden daha hızlı yayıldığı şehirlerde çocukların her şeyi daha kolay öğrenmemesini diliyorum. 

İlk Yayın Tarihi: 8 AĞUSTOS 2016 PAZAR

Leave A Comment

Your email address will not be published.